top of page

Gişe

  • Mehmet Kaan İLDİZ
  • Jun 29, 2018
  • 6 min read

Aylardır beklediğim gün geldi çattı, üzerimdeki tüm heyecan kayboldu. Önümde yirmiden sonrasını saymaya üşendiğim bir sıra var. Önümde ve arkamda bekleyen insanlar uzun süredir sessiz. Bir konu açmak için fırsat kolluyorum, hiçbir şey aklıma gelmiyor. Böyle bir ofisi ilk defa görüyorum. Bekleme sandalyeleri olmayan banka benzeri gişeleri ve sıra bekleme sistemi tıpkı bankalara benzeyen bir ofis. Önümdeki adamın gömleğindeki bin bir çeşit bayrağı bulunan ülkeleri hatırlamaya çalışmak daha ilgi çekici geliyor. Üst üste üç ülke bilemezsem etrafa bakıyorum. Gişelerin rengi gökyüzü mavisi, zemin gece mavisi, tavan buz mavisi. Gişelerin önündeki camlar da yarı saydam bir mavi. Duvarlarda yuvarlak çerçevede her mevsimi ifade eden 4 farklı fotoğraf bir döngüyü temsil ediyor. Tüm ofis bu döngülerin geçtiği farklı manzaraları içeren tablolar ile dolu. Aralarında tek farklı olan tavanda bulunan tablolardı. Bir insanın 4 mevsimi temsil ettiğini yansıtan 4 kare vardı. İlkbahar; filizlerle dolu bir yüz, hafif meşrep bir gülümseme ve umut dolu gözler. Yaz; ağız kulaklarda, yukarı bakan ve ışıl ışıl gözler, yüzde hafif kızarıklıklar ve çökmüş göz altları. Sonbahar; ışığı sönmüş fakat umudu arayan gözler, kapalı ve ifadesiz bir ağız. Kış; buz keşmiş bir yüz, büyük ve yere bakan göz bebekleri ışığını arıyor, ıslak saçlar ve makyajı akmış bir yüz. "Artık ilerler misiniz?" Önümdeki boşluğu farketmemişim, az kalsın birileri araya kaynayacaktı. "Kusura bakmayın, dalmışım." önümdeki on kişilik boşluğu doldurdum. Adamın dediği doğru, dört bir yanımızda çakallık peşinde koşan hainler var. Konuya ilk önce ben girip arkamdaki adamla tanışmaya çalışacaktım fakat adamın niyeti benimkinden erken davrandı. "Merhaba, benim adım Şubat, sizin adınız ne?" dedi. "Adım Aralık" "O kadar geç demek? Nasıl geçiniyorsunuz?" "Mümkün olan ne kadar gelir kapısı varsa aralığına ayağımı sokuyorum. Bir şekilde geçinebiliyorum. Sizin için zor olmuyordur." "İlk başta bende sizin söylediğiniz gibi düşünüyordum fakat gelir gider hesabı yaptıkça aramızda bir fark olmadığını fark ettim." "Gerçekten mi?" "Evet,devletten alabildiğimiz hormonel destek oranlarımız dahi aynı." Bu durumu açıklama gereği duydum.

Dünya çoklu ayırıcı politikalar ile baş edemeyip kendi kendini yok etmek üzereyken Mevsim adındaki bir bilim insanı dünya düzenini kişilerin doğduğu ay ve günlere göre kategorize etmeye karar verdi. Yakın zamanda bu görüş her ülkenin on iki aya göre şehirleşip günlere göre ilçeleşmesi ile başladı. Sırf ay ve doğum günleri ile sınıf ayrımı olmaksızın yaşanan bu probleme çözüm olarak az önce belirtilen hormonel destekler üretilip halka dağıtılmaya başlandı. Halk bu destekleri almamakta dirense de sonunda çoğunluğun değiştirdiği düzenin akıntısına kapıldılar. Tüm bu olanların detayları toplumdan gizlendi fakat değişimler topluma mücadele gücü kazandırdı. Gerekli fizyolojik desteği alamadığım için tüm hatırladığım bu. "Beni dinliyor musunuz?" "Evet dinliyorum Şubat. Her şart eşitse bu değişim ve durum gerekli miydi?" "Bunu bilemeyiz. Bize verilen rol belli. Aykırılaşırsak kendimizi nerede buluruz bilmiyorum. Gerçeklik olurunca yaşanırsa güzel. İlerle istersen." "Pardon." diyologtaki zayıf halka olarak sıranın bana gelmesine 2 kişi kaldı ve gözüm sıra numaralarının yazdığı panele takılı kaldı. Panelde bir anda "Hormon dağıtımının son günü. Sistem değişiyor" yazısı belirdi. Okuduğum şeye sevinmeli miyim yoksa alışılmış bir düzenin yeniden oluşturulmasına sinirlenmeli miyim bilmiyorum. Sıra bana geldi. Gişe çalışanı "Merhaba, kimlik bilgilerinizi almam için lütfen uzattığım cihazın kamerasına bakın.Cihazın üzerinde kırmızı bir ışık göreceksiniz." dedi. Kadın cihazı uzattı. Kısa bir bakışın ve bilgisayar işleminin ardından hormonel ihtiyaç raporum hazırlandı. Gişe sorumlusu yüzümü inceleyip "Hazır mısınız? Az önceki cihaza tekrar bakmanızı isteyeceğim." dedi. Kadın cihazı uzattı. Kırmızı ışığa bakar bakmaz gözlerim karardı. Gözümü açtığımda Şubat nasıl olduğumu soruyordu. Kendimi iyi hissettiğimi söyledim. Sıradaki her işlemin bu kadar uzun süreceğini düşünürsek tüm bu sıranın bitmesi yıllar sürer. Hesabı yapması gereken ben değilim. Belgelerimi alıp kurumdan çıktım. Sokağa çıkmamla bir protestonun içine düştüm. Protestocuların ellerinde "Ayrım önlenemez, dolaylı ayrıştırma istemiyoruz." yazılı pankartlar var. Tüm sokaklara bir uyanış yansımış. Kalabalığın arasından sıyrılmaya çalışırken iki kişi koluma asılmak suretiyle beni bir kürsüye çıkardılar. Ne olup bittiğini anlamama müsaade etmeden kalabalığın içinden biri çıkıp yanıma koştu. Bu adam bana "Artık kendinizle konuşmak için özgürsünüz, kontrol sizde. Haydi kazanın bilincinizi geri. Buraya kadar az çabalamadınız, tüm düşüncelerinize ve kendinize güvenin. Bu konuşmanın sonunda kaybeden değil kontrol eden olun." dedi.

"Şimdi hatırladım. Sizleri hatırlıyorum... Tüm bu düşünce sürecinde beni desteklediğiniz için teşekkür ederim. Gün yüzleşme günüdür. Size kötü bir muamele sergilediğimin farkındayım, lütfen beni affedin. Kendimi hatırladım, tedavim istediğim yönde gelişiyor olmalı ki sizinle bu konuşmayı yapabiliyorum. Söylemek istediğim iki şey var. Birincisi eğer tedavim biterse hepinizi azad edeceğim ve özgür kalacaksınız. İkincisi de maalesef ki eğer buradan kurtulamazsam hepinizi ait olduğunuz yere geri göndereceğim. Nede olsa her biriniz anılarımdan kalan soyut oluşumlarsınız!"

Doktor: Merhaba Gündüz Bey, nasılsınız?"

Gündüz: Gayet iyiyim siz nasılsınız?

Doktor: Teşekkür ederim, bende iyiyim.

Gündüz: Bugün neden çağrıldım?

Doktor: İzin verin açıklayayım Gündüz Bey.

Gündüz: Tabiki, açıkla.

Doktor: Yaşadığınız bedende anılarınızdan kalan duygularınızı bilinçaltında bir karakter ile buluşturup hayatınıza dahil ediyorsunuz. Anılarınızdan arta kalanlara bir kişilik kazandırarak dört mevsimi yansıtacak onlarca kişiliğe sahipsiniz. Dissosyatif kişilik bozukluğunuz var fakat içinizdeki diğer kimliklere hükmedebiliyorsunuz. Şuan Gündüz Beyle konuştuğumu kanıtlayabilir misiniz?

Gündüz: Evet, size gelmeden önce halkımla bir görüşme yaptım. Onları kontrol edebiliyorum. Hatta onlarla dört mevsimlik bir düzen inşa ettik.

Doktor: Anlıyorum, tüm bu değişime karar vermenizin sebebi ne?

Gündüz:Dönmek istediğim bir hayat var. Artık burada kalamam, sizi daha fazla yormak istemiyorum.

Doktor:Biz hiç yorulmayız Gündüz Bey. Yorulsak dahi bu konumunuzda sizi serbest bırakamayız.

Gündüz:Söylediğinizi kabul edeceğimi mi düşünüyorsunuz? Ben kendimle anlaştım, artık iyiyim.

Doktor:Kendinizle uzlaşmanız ümit verici fakat sizin için bir karar vermemize yeterli değil.

Gündüz: Öyle mi söylüyorsunuz doktor bey? Herkesin kendisiyle görüştüğü anıları yok mu?

Doktor:Bu söylediğinizi biraz daha açıklayabilir misiniz?

Gündüz: Tabiki açarım. Sizin bana çözüm olarak sunduğunuz durum bana ait anıların oluşturduğu kalıntılarla uğraşmamam değil mi?

Doktor: Evet.

Gündüz: Madem bu sorduğuma yanıtınız evet o halde benim yaşamımı unutarak sürdürmem gerekiyor bu doğru mu?

Doktor: Evet, kişinin hayatına dair belirli detayları unutması gerekiyor ve bu insanın akıl sağlığı için çok önemli.

Gündüz: Söylediğinize katılmıyorum. İnsan hatırlayarak yaşar, yaşamak istediğini de hayal ederek ölür. Sizin bu gereklilik olarak ifade ettiğiniz davranış insanların hayal kurmaması ve yaşanılmışı sadece hatırlayacak kişiye faydalı olacak şekilde hatırlamasını mı ifade ediyor?

Doktor: Kimseye hayal kurmamasını ifade etmedim. Bunun dışında söylediklerinize katılıyorum.

Gündüz: Anlıyorum, insanın yalnızca iyilikleri algılayarak yaşaması gerektiğini mi düşünüyorsunuz?

Doktor: Burada soruları ben yöneltirim Gündüz Bey. Ayrıca size ifade ettiğim şeyler benim kişisel görüşümü değil bilimin ulaştığı sonuçları yansıtıyor. Bu durumu sorgulamanız size herhangi bir avantaj sağlamayacak. İşinizi zorlaştırıyorsunuz.

Gündüz: İçeri girin.

Tüm halkım bir anda odanın içine daldı. Karşımdaki doktoru yaka paça dışarı götürdüler. Beni dışarı çıkaracakmış. Kendi dünyamdan ancak kendi isteğimle çıkarım. Doktor götürüldükten sonra sağ kolum (Kalabalığın içinden yanıma gelen adam) yanıma geldi ve her şeyin kontrol altında olduğunu söyledi. Kontrol mü? Ben kontrol istemiyorum. Böyle bir kontrolü nasıl kullanacağımı bilmiyorum. Sorgulandığım odadan çıktım. Odanın kendi başına bir yapı olmasına hayret ettim. Tüm halkım beni bekliyordu. "Doktor nerede?" diye sordum. Herkes "Hapiste." diye bağırdı. "Yanıma getirin! Kim size hapise götürün dedi?" Kalabalığın içinden birkaç kişi sıyrıldı ve doktoru yanıma getirdi. Doktorun boynu bükük, başını kaldırmadan karşımda bekliyor.

Gündüz: Lütfen başını kaldır doktor.

Doktor başını kaldırdı. Ne söyleyeceğim umrunda değil gibi görünüyor.

Gündüz: Söylediklerimin hiçbir kelimesinde yer almayacaksınız. Yalnızca izlemenizi rica ediyorum.

Doktor bir kenara oturtuldu. Ses çıkarmadan kalabalığı izlemeye başladı.

Gündüz: Herkes bana baksın! Birazdan tüm bu kurulan düzenin sonunu getireceğiz. Birazdan sayacağım isimler sizin gerçek isimleriniz ve ismini duyduğunu hisseden kim varsa bir adım öne çıksın. Sizden bu duruma onay vermenizi değil uyum göstermenizi bekliyorum. İsimleri saymaya başlıyorum:

Umut,azap, direnç, sabır, mutluluk, heves, direniş, çöküş, uyku, gece, neşe, hüzün, dayanışma, özveri, öz güven ve öz saygı, tekrar, güven, niyet, geçicilik, kasıt, zaman, hatır, yas, kutlama, harabiyet, zafer, adalet, yargı, algı, alışkanlık. Hepiniz bir adım öne çıkın." İsmini söylediğim kim varsa bir adım attı. Bir kişi hariç, sağ kolum."Vicdan, yanıma gel. Senden bir ricam olacak." Vicdan "Tabiki, ricanız nedir?" "Herkesin kalbine sol elini koyduktan sonra karşındaki kişinin tek bir nefes almasını istiyorum." "Tabi efendim." Vicdan teker teker tüm halkın kalbine dokundu, bir kişi hariç karşısındaki kişiler nefeslerini verdikçe yere yığıldı. Adalet. Vicdan Adalet'in karşısında diz çöktü. Adalet Vicdan'ın başını okşadı. Sağ kolum ayağa kalkıp yanıma geldi. "Ne yazık ki adaleti etkisiz hale getiremiyorum." "Sorun değil Vicdan, Adalet de aramıza katılabilir." Vicdan Adalet'i alıp yanıma tekrar geldi. Üç kişi doktorun karşısına dikildik.

Gündüz: Doktor, artık rahatlayabilirsin. Benimle uğraşmak zorunda değilsin.

Doktor: Bu kadar kolay değil Gündüz. Duygu ve durumlarından kurtulman yeterli değil.

Gündüz: Anladım. İnsanın kendini devamlı iyileşmek zorunda hissetmesi daha büyük bir hastalık olsa gerek. Vicdan, sana bırakıyorum. Vicdan doktorun yanına gitti ve sol elini doktorun kalbine yerleştirdi. Doktor yere yığıldı. Her şeyin sonlandığını düşünürken doktor hariç yere yığılan herkes ayağa kalktı ve birbirine sarıldı. Vicdan ve Adaletle birlikte bu sevgi yumağına katıldık. Herkesin yarası bıraktığı izle güzel. Ne yeni bir algı nede yeni bir ütopya gerek bize. Var olanı sevip değişimi bir hastalık olarak görmemek ve her değişkeni iyileşmesi gereken bir hastalık belirtisi olarak görmemek gerek. Akıl kişinin kendisine uyum sağladıkça güzel.

Fotoğraf: Mehmet Kaan İLDİZ

Bizi Takip Edin

©2018 by Ahtar Edebiyat

bottom of page