Kibrit - Bölüm 1
- Mehmet Kaan İLDİZ
- May 7, 2018
- 3 min read

Bildiğim her yolu denedim, başarısız oldum. Üzgünüm, manevi meçhul kişiye ulaşamadım. Anlamak için daha çok vaktim olsaydı önlerdim zihin sancılarını, rahatlatırdım onu. Nafile, kendime bile yardımcı olamıyorum burada. Hafif mahşer hayatımı meşreplikten uzaklaştıran ne varsa mücadele ediyor benimle. Manevi hak polisiyim. Şuan bir görev peşindeyim. Manevi bir intiharı önlemeye çalışıyoruz. İnsanların bilincinin nefesine yazıldığı bu dönemde her nefesiniz bir canı yok ediyor. İnsan kendi varlığını kanıtlamak için sınırlarını aşan devasa kibrine öyle bir kapıldı ki nefeslere bilinçler kaydedildi. İnsanlar başka bir insanın bilincinden zarar görmemek adına özel manevi arındırıcı maskeler kullanıyorlar. Biz bu koruyucuları kullanamıyoruz. Görevimiz arındırılan bilinçlerin özgürlüğünü korumak ve manevi intiharları önlemek. Bilincini nefesine aktarma hali ne kadar sıradışı olsa da bu günümüzde oldukça olağan ve insanlar maneviyatlarını bilinçleriyle nefeslerine aktardıkça intihar ediyor. Bu çıkmaza ulaşan insanların manevi soluklarını inceleyerek intiharlarını önlemeye çalışıyoruz. İşin aslındaki insan aynı; yine zayıf, yine güçsüz, yine umutsuzluğu tercih ediyor güzelliklerin yerine. Bu dünya hala düşüncelerini kalplerinden taşıranların yeri. Kendine yer bulamayan kim varsa buradan ayrıldı. Ayrılış yolları değişse de gidişin hep aynı anlam ifade ettiği dünyada önüme intihar vakasının bilgileri geldi. Yardımcım Hatıra notları önüme bıraktı. "Tüm evraklar bunlar mı?" "Evet, bende ilk gördüğümde çözüme nasıl varacağımızı tahlil edemedim Yetti Bey." "İnanılmaz, öz acı geçmişi yok, ailenin acı geçmişi yok, umutsal varsayımlar yok, beklentilerinden 17si kırılmış 1i hayatta. Bu 1 beklenti üzerinden gidebiliriz. Aldığı antivaroluşsaldüşünce hapı yok. İkna etmemiz zor olabilir. Herhangi bir hevesmatikten hizmet almamış. Duygusal değişimlerin dengesizliğini bilmiyor olmalı." "Sonuç olarak?" "Bu hayatı gerçekten yaşıyor. Çabuk olmalıyız." "Hemen gidiyoruz." Taşıtlar ne kadar modernleşse de insanlığım modernliği geleceğini köreltiyor. Araçlar modernleşmeli, insanlar değil. Sonunda ihbarını aldığımız intihar vakasının yanına ulaştık. Hatıra'ya geride durmasını söyledim. Belgenin içinden vakaya ait bir fotoğraf aldım. Fotoğrafta ufak bir rüzgar gülü var. Oyuncak bir pervanesi var. Aşikar olmadığım, anılardan bile anımsayamadığım bir nesne. Bu vaka için önemli olmalı.
Yetti: Adın ne?
Vaka: Yek.
Yetti: İsminin yükü ağır olmalı.
Yek: Hiç hissetmedim.
Yetti: Nefesini neden almıyorsun?
Yek: Yanılıyorsunuz komiserim. Ben nefesini en sahici alanlardanım.
Yetti: Kanıtla.
Yek: Bu yaşam yekpare gerçekliklerle dolu.
Yetti: Bu cümleyi nereden hatırlıyorsun?
Cümlenin üzerimde bıraktığı etkiyi atmak için bir işe yaramayacağını bilsem de kafamı salladım.
Yek: Anımsamalar gerçekliğin eksik olduğu yerlerde yaşar.
Yetti: Bizi dinle, biz arafın dünyasındayız.
Yek: Arada kalmış olan bizler değiliz, dünyanın kendisi. Biz kendimize ukalaca bir yeti tanıyarak kendimize hak biçtik böyle bir yaşamı. Uyanması gereken, intiharını gerçekleştirmesi gereken sizler siniz?
Hatıra: Bu hayatı terk etmeyi bir çözüm olarak mı görüyorsun?
Yetti: Hatıra dur, duymak istemeyeceğin şeyler söyleyebilir.
Yek: Siz neden maske takmıyorsunuz? Hiç düşündünüz mü? Bende neden maske yok? İnsanlar neden saklıyor kendilerini hala anlamıyor musunuz?
Yetti: Zehirli düşüncelerden, soyutlanmış ruhlardan.
Yek: Keşke hiçbir yanıt kararlılığın yanına bile uğramasa. Size inanamıyorum! Ayrımdan o kadar uzaksınız ki, bütünün neyi yansıttığını bile bilmiyorsunuz! Görmezden gelmeyi araflarda yaşayan vicdan hainlerisiniz!
Yetti:Hatıra, haklılığımı bu adama kaptırıyorum. Beni telkinlerle kolla olur mu?
Hatıra: Olur efendim, gerçekliğin inandırıcılığına güvenmeyin! Gördüğünüz ve bildiğinizin yanında olun. Tüm yaşanılanlar hafızanın ulaştığı yere kadar ilerler! Unutmak insanın hem alışılagelmiş hem de reddettiği en dayanılmaz duygudur.
Yetti: Hatıra? Ne diyorsun?
Hatıra: Bilmiyorum, aklım gördüklerimi değiştiriyor.
Yek: Tabi, siz nereden bileceksiniz? Bu algı yanılsamalarında hapsoldunuz! Biz düşündükçe var dünya! Biz düşünmezsek o da yok... Bunu anlamanız için algılarınızı aklınıza harmanlamanız yetmez. Daha fazlası gerek, eksikliğin bilincinde yaşanılan bir yaşamın huzur olduğunu bilmeden peşinde koştuğunuz anlamsız sonsuzluk karşılığını hiçbir zaman bulamayacak. Buraya neden geldiniz? Beni gerçekleriniz durdurabilir, zayıf algı kalıntılarınız değil!
Yetti: Ben daha fazla dayanamıyorum, söylediklerine hak vermemi engellemenin tek yolu maskeleri takmak. Hatıra maskeyi uzat..
Hatıra arabanın içinden iki maske alıp birini bana fırlattı. Maskeyi hemen yüzüme taktım, kesilen soluklarımı yatıştırdım. Karşımdaki insanı bu uyanıştan nasıl engelleyeceğim. Bu maskeyi kullanmamız yasak. Bu durumu fazla sürdüremem, bir çözüme ulaşmalı.
Fotoğraf: Mehmet Kaan İLDİZ