top of page

Refah Durağı

Mehmet Kaan İLDİZ

Neden memnun kalamıyorsun? İnsanın dinamikliğini baskılayan normalleşme süreçlerine karşı çıkmak istiyorum. Gerçi istesem de kendimle konuşmak ile yetinmeye çalışıyorum. Buraya bir durak kurdum. Hiçbir yere gitmiyor, hiçbir yer buraya varmıyor. Söyleyeceklerimin burada kalmasına itiraz etmek istiyorum. Önce kendime uğrarsam bu serzenişe gerek kalmayabilir. Burayı uzun süre kendimi dinlemek için kullandım. Önce bir sandalye yanına ufak bir masa koydum. Sandalyenin rengini uzun süre düşündüm. Onu bu durağa koyarken hangi renk olduğunu önemsemedim. Koşulsuz şartsız bir sandalye ve bir masa. Burada vakit geçirirken aklımdan hangi renk geçerse çevremi buna göre renklendireceğim. En azından kendime yüklediğim anlam bu. Ara sıra boya malzemesi satan mağazaların önünden geçiyorum. Aklımdan bir renk geçer diye ümit etmeye devam ediyorum. Masa ve sandalyeye birçok arkadaş edindim. ufak bir şemsiyeyi masanın ortasında yerleştirdim. Masayla sandalyeyi birbirinden ayrılmayacakları şekilde sabitledim. Kendimle kurmak istediğim bağı bu duraktaki objelerin arasında kurdum. Sandalyenin kollarını onardım. Minderindeki sökükleri özenle diktim ve dikiş izlerini kapattım. Masanın üzerine çiçekler yerleştirdim. Rengine karar veremediğim için çiçekçinin tercihlerine uyum sağladım.


Masanın üstüne lale, sümbül ve zambak yerleştirdim. Birbirlerini ne kadar sevecekler bilmiyorum. En azından bir süre hayatta olduklarının bilincini yaşayacağım. İstediğim rengi buldum. Koyu bir kahverengi... Masa ve sandalyenin en yakın oldukları renk bu. Onların özündeki rengi bozmadan onları renklendireceğim. Saygısızlık olmasın. Şemsiyenin sopasına dokunmadım. Açık kahve şemsiyemle koyu kahve sandalyem ve masam bir bütün oldular. Her istediğim oldu. Artan boyalarla saksılarımı boyadım. Evimin on dakika ötesinde olan bu durağa hiçbir uyarı yazmadım. İsteyen gelsin. Otursun ve eğlensin. Buraya oturan kimseye karışmam, kendime karışmadığım gibi. Bazı günler durağıma gitmeyip uzaktan izledim. Bu durakla ilk tanışan canlılar kendini sevdirmek için gezen kediler ve eşyaları derinlemesine koklayıp kendine alan arayan köpekler oldu... Çevrenin bu durağı kabul etmesiyle ben de kendi oluşturduğum durağa ısınmaya başlıyorum. Kedi ve köpeklerden sonra insanların bu durağı kullandığını fark ettiğimde çok mutlu oldum. Durak boş olduğunda ben de durağa yerleşip keyfime bakıyorum.


Burayı kimin için oluşturduğumun bir önemi kalmadı. Kendi bencil haz etkenlerime kandım ama şimdi başkalarına faydalı oluyorum. Amma da abarttım. At ile deve sanki ; böyle bir yer yapmakta ne var? İsteyen anında yapar. Bunları düşünürken insanlara yardım etmenin verdiği mutluluk hissi oracıkta söndü gitti. amacım kendi ruhumun aç olduğu duyguları ezdi geçti. Böyle olmaması gerekiyordu. Sadece el emeğimle yaptığım bu alanın beni mutlu etmesi gerekiyordu. Nesnelerden medet umarak ilk hatayı ben yaptım kabul ama suçlu değilim. İnsanların da benim amacıma ek bir sonuç katması buna engel olamamalı. En azından ben öyle sanıyorum. Zaman geçtikçe el emeği durağım kirletildi, eskidi ve ben ne kadar temizlesemde buna engel olamadım. Eskidikçe önce insanlar durağa sonra da durak bana küstü. Şimdi onu ne kadar temizlesemde yeni misafirlerine eskisi gibi görünmüyor. Alıştım bu duruma çünkü benim suçum yok. Ben kişisel amacımdan vazgeçmek zorunda kaldım. Şuan yeni bir alışkanlık edindim. Kendi eskittikleri durağa aşağılayıcı gözlerle bakan insanların yine orada dinlenmek zorunda oldukları anları izliyorum. Kendi doğurdukları sefaleti aşağılayan insanların trajedisinden mutluluk duyuyorum. Bu mutluluk biz var oldukça bana ömür boyu yeter.

 

Comentários


Bizi Takip Edin

©2018 by Ahtar Edebiyat

bottom of page