
Bir şeyleri yapmayı, yapılmış olanlardan daha çok seviyorsun. Yoktan var etmek seni tanrı gibi hissettiriyor olmalı. Ama tanrı yaptığı şeylere tapmaz. Bu noktada bir tanrı olamayacağını anlaman lazım. Ayrıca sen inşa ettiklerinden umut bekliyorsun, tanrı neden senden umut beklesin ki? Yanlış anlama; bahsettiğim –yarattığımız tanrılar- bizi yaratanlara benzemez. Biz sadece inandıklarımızı tanrı sayar ve taparız. Bir nevi inşaat alanlarımız tapınaklarımız gibidir. Herkes kendi malzemeleriyle bir şeyler inşa eder, sonra karşısına oturur ve ona tapar. Ne inancının ne de umudunun ardı arkası kesilir. Sonra bakar inşaattan fayda gelmiyor yıkmayı düşünür, ama yıkamaz. Yapmaya gücü yeten insanoğlunun yıkmaya gücü yetmez. Şaşırma ne de olsa gözü tanrısında olan insanın balta arayacak hali yok ya. İnancı sarsıldığı anda bir başkası yıkar inşaatı. Yıkılan tanrının yerini başka tanrının alması uzun sürmez. Ne de olsa tanrı güçlüdür, insanoğlundan farkı olmalıdır. Bu yüzden yaptığını yıkan yeni tanrı ilan edilir ve hemen onun putunu yapmaya başlar.
İnandıklarıma tapmam ben derdim önceden. Sonra inşaatta ezildikçe her diktiğim kulenin kölesi oldum. Bu inşaat işine aslında çok uzun süre önce girdim diyemem. Bizim bir müteahhit var, yan sokakta oturur. O geçenlerde anlattı, çok güzel evlerin çok para ettiğini. Ben de neden yapmayayım ki, dedim kendi kendime. “Ya abi olur mu öyle şey sen yapamazsın” dedi. Dinlemedim ama onu, ben biraz duymayanlardanım. O yüzden duymadım onu. Tapılacak inancı bulmuştum ne de olsa, neden durayım ki?
Hemen birkaç tuğla, birkaç kum derken topladım bin türlü malzemeyi. İnşatta hem işçi hem ustabaşı oldum. Yeri geldi tuğla taşıdım, yeri geldi tuğlanın nereye taşınacağını gösterdim. Sonra başladım katları tek tek çıkmaya. Başta eğlenceli olsa da bir süre sonra usandırdı kendinden. İnancımı kaybetmeye başladığımı anladığımda inşaatı olduğu gibi bıraktım. Bazen müteahhitte rastlıyorum yolda: Abi diyor, bu inşaatı sat bana daha güzel hale getiririm. Ya diyorum, olur mu öyle şey o benim nasıl vereyim? Taptığım bir inşaatı nasıl satayım sana?
Ne satabildim ne de yıkabildim. Çok para ederdi oysa bu inşaat. Ama nafile, boşa yapılmış bir puta benzedi, belki de daha çok harabeye. İnsan inandığı bir şeyi nasıl satabilir diye düşündüm, yapamazsam neden girdim ki bu işe? Belki de müteahhit satmayı inanç yapıp tapmıştır dedim kendi kendime. Ne de olsa tanrılarımız -inandıklarımız- bir değil. Bari yeni bir ev yapayım dedim. Böyle kendime göre bir iki katlı bir ev.
İşte tam da bunun için bir başkasına ihtiyacım var. Yaptığımı yıkması için. Başkaları hep iyi şeyleri yıkar diye bir algı oluşmasın. Ne de olsa güzel bir ev için eski harabenin yıkılması lazım.
Bekledim de bekledim gelsinler diye. Yeni evi düşündüm; malzemeleri nasıl bulacağım, mutfak nerede olacak, iki banyo mu olsa… Bu sırada büyük bir sesle irkildim, bizim harabe bir anda yok oldu. Kim yıktı diye hemen etrafa koşturdum ama yok bulamadım kimseyi. İşime de geldi aslında yıkılması ama kim olduğunu keşke görseydim. Umudum bitmiş halde inşaatın eski yerine dönerken ellerinin tozuyla kaçan birine gözüm ilişti. Hemen koştum ardından, kolundan tuttuğum gibi getirdim inşaatın ortasına. Yerden birkaç taş alıp ona atmak istedim başta. Ama sonra atacak bir şey bulamayınca onu yıkılan inşaatın yerine, ortaya bırakıp biraz arsanın dışına çıktım. Evet, yeni inşaatım dıştan daha güzeldi açıkçası.
Neden şaşırdın ki?
Yıkmak için bir başkasına ihtiyacımız varsa taptığımız her şeye yıkanı dikmez miyiz? Her inşaat da zamanında bir inşaatı yok etmiş sayılmaz mı zaten. Ben sadece tapılanı yıkanı, tapan yapmayı hızlandırdım. Ben hep aceleci davranırım kusuruma bakmayın.
Yine müteahhit gelmiş: “abi bak bu inşaatın biraz arsayı ortalamış, güzel durmuyor” dedi. Yine içime kuşkuyu düşürdü. Sahiden doğruyu mu söylüyor diye arsayı turladım. Evet, cidden tam da ortaya dikmişim inşaatı. Tanrımın yerini bile daha doğru düzgün ayarlayamıyorum baksanıza, yine bir kusur çıktı. Artık parmak izlerim de var bu yüzden ben yapmadım da diyemem. Neyse, yine yıkmak zorundayız artık.
Bizler böyleyiz işte; değişken. Bazen yaptığımıza iki dakika tapıyoruz bazen iki yıl. İnanmaktan vazgeçtiğimiz anda putlarımız devriliyor hemen. Devireni ortaya koyup tanrı saymaya devam ediyoruz. Yeni inşaatlar dikmeye meraklıyız ne de olsa. Bizi yaratan, inşaatlarda tapılacak evler yaptığımızı; hatta bu evlerin malzemelerinin bazen paradan, bazen şöhretten olduğunu gördüğünde ne düşünmüştür kim bilir.
Bu konuları bir kenara bırakıp eski tanrımın karşısına oturdum ve düşünmeye başladım:
Kime, neye tapacağım bu sefer?
Komentáře