Biraz seninle konuşmam lazım gel dedim. Der demez gelir sanmayın sakın. Önce saatlerce dil döktüm, bak bu meseleler önemli şeyler dedim. Dinlemedi başta beni, ağzına geleni söyledi. Farkında değildi olacakların, gel anlatayım dedim. Allem ettim kallem ettim gelmeye ikna ettim sonunda.
O gelene kadar sevdiği yemekleri hazırladım. Arka planda sürekli şarkı çalsın diye sevdiği müzikleri kısık sese aldım. Odayı çiçeklerle doldurdum, tıpkı en son yaşadığı odaya benzesin istedim. Sofrayı bir güzel hazırladım, ortaya da leylaklardan oluşan bir vazo koydum. Leylaksız masaya oturmamak da neymiş demedim, dersem onu çağırmanın bir anlamı olmazdı. O yüzden sustum ve hazırlığa devam ettim.
Dört döndüm masada. Her turumu çift saydım, onu da hesaba katarak. Saymayı bıraktığımın ikinci çiftinde geldi. Her zaman gülen suratını çoktan dışarıda bırakıp oturdu karşıma. Konuşmaya başlamasını beklerken yemekleri koydum. En sevdiği yemeği görünce hafif bir güldü. Buradan cesaret alarak gidişatın nasıl olduğunu sordum. Daha gidişat demişken elindeki çatalı bıraktı. Meselenin bu kadar ciddi ve onu kas katı kestireceğini tahmin edemezdim. Bakmadı yüzüme ama anlıyordum aklından geçenleri. Konuşmayacağını anlayınca da girdim lafa:
Bak dedim, böyle olmaz. Her yerin kan revan içinde. Her yerin sızlıyor ama hala daha derininin peşindesin. Ne bu kavgan, ne bu davan? Çözülemeyen hangi meselenin ortasındasın? Çekip gitmek bu kadar kolay mı sanıyorsun? Seni neyin beklediğinin farkında mısın? Cesaretli mi sanıyorsun kendini, daha ilk virajda yıkılırsın sen. Kendine bir bak yahu, neyine güveniyorsun sen?
Daha sorularım bitmemişti ki sandalyeyi devirerek kalktı masadan. Susunca fark ettim bağırarak konuştuğumu. Batırdım yine her şeyi görüyor musunuz şu işi. Kapıdan daha dur dememe kalmadan çıktı gitti. Meseleyi çözmek isterken bir düğüm daha attım. Bu seferki biraz daha dıştan sardı olanları sanırım. Bu yüzden geri gelir mi bilmiyorum.
Masadakileri toplayıp attım çöpe. Onun gibi israf ettim her şeyi yine. Şarkıları başa sarıp geçtim balkonuma. Sahi ne bekliyordum ki? Can Yücel’in davetinde hır çıkaran tanınmadık adam değil miydi bunlar. Ne diye çağırırsın ki? Bende de hata var tabi öldürecekse kendini öldürsün bana ne ki, ne yaparsa yapsın. Söylenirken sokağın başında durduğunu fark ettim.
Ben size demiştim o daha ilk virajda yıkılır diye. Bu kaçıncı kendimi öldüreceğim deyişi. Bu kaçıncı denemesi bir bilseniz. Hep böyledir bu; önce derine çekilir, ardından kendince dener bir şeyleri. Bakar olacak iş değil çağırırım onu konuşmaya. Sonra ben ağzıma geleni söylerim o da çeker gider. Her gidişinde bu sefer yapacak sanırım derim. Ama sonra köşebaşında ağlarken bulurum onu.
Her köşede görüşümde neden önemli bu yabancının kendine vereceği zarar diye çok sorarım kendime. Yahu derim bırak, ağlasın sızlasın durulsun. Karışma yabancıların hayatına. Buna yabancı olduğum kadar sokaktan geçen adama daha yakınımdır. Ama yok yapamıyorum gördüğünüz gibi. Ne olursa olsun vazgeçemiyorum ne ondan ne de yaşamaktan. Garip bir döngü belki de. İçinde sıkışıp kaldığımın farkındayım, ama ne yazık ki hala çıkacak bir son bulamadım. Yol çok ama sonları yok, bu yüzdendir sürekli köşebaşlarında durmamın nedeni. Belki bir dönüşümde doğru cevaba ulaşırım diye dönüp duruyorum. Buldun mu diye sorarsanız eğer yok, henüz ne aradığımın da farkında değilim. Kovduğum yabancı gibiyim, her yanım ağrıyor. Ölmek istiyorum. Bunu denemedim mi sanıyorsunuz, çok denedim. Her deneme sonucu leylak olan masadan kovuldum. Sonra gelip köşe başında sigara içtim. Belki de ne konuşmayı ne de kovulmayı beceriyorumdur, kim bilir.
Geçtim içeri oturdum tekrardan. Ev de berbat olmuş ama toplamadım. Nasılsa öyle kalsın ne önemi var ki derli toplu olmanın, dedim kendi kendime. Kollarım kan içinde, dünden kalan yaralarım da çoktan kurumuş ama acısı hala tenimde. Ayakkabılarım ayağımda yatıyorum koltukta. Biraz da yorulmuşum zaten. Köşebaşında içtiğim sigaranın da dumanı sinmiş üstüme, ev de benim gibi sigara kokmaya başladı.
Yahu ben bu adamı kovmadım mı evden? Ne diye yatıyor koltuğumda hala kan içinde?
Comments