top of page

On Beş Metrelik Yolculuğum

Menekşe Yüksel

Aramızdan geçen on beş metrelik yola baktım bugün. Aramızda uzanan yolun irili ufaklı çakıl kumundan mı yoksa sağlam bir asfalt mı olduğunu merak ettim doğrusu. Başlarda biraz çiçekler ekili olan bereketli yol arabaların gazabına uğramış olmalı ki yerini çakıllı kuma bırakmış. Biraz avucuma taş alıp devam ettim yürümeye. Bilirsin her gittiğim yerden hatırlatıcı anı alma huyumdan vazgeçemiyorum. Bazen başıma da bela oluyor bu durum. “Ya abi” diyorlar; “ceplerin dolana kadar biriktiriyorsun sonra o da yetmiyor bir de elinde taşıyorsun. Sahi ne yapacaksın bu kadar anıyı?” Haklılar, ev binlerce anı ile dolu. Bunun adı tıklım tıklım yaşamaktır. Her sabah çiçeğe inadına fazla su vermek, duvardaki saatin döndüğü her turu son saymak…Birbirine zıt sonlarla var olmak da denilebilir adına, ziyanı yok.

Nerede kalmıştım canım, devam ediyordum yola evet. Çakıllar git gide küçüldü ve yerini asfalta bıraktı. Sık ve sağlam bir asfalta. Yürüdükçe güneş tenimi daha da yakmaya başladı. Asfaltta rahat eder ayaklarım sanıyordum. Oysa düzlükmüş beni yakan, sertlikmiş. Ses etmedim, yol aramızdaki yoldur ve sana gitmeyen bir yol bile bilmem ben. Sonda sana geleceğimi bilerek katlandım her eksikliğe. Su eksikti hayal ettim, ayaklarım ağrıdı dinlendiğimi hayal ettim, kafama güneş geçti şapka hayal ettim, ettim de ettim…

Yolun bitmesine son birkaç adım kalmışken durdum, dinleneyim dedim biraz. Otururken bir geldiğim yola bir de kalan yola baktım. On beş metre ne kadar da uzun geldi, oysa üç beş adımla tamamlanacak bir ölçü değil midir? O ölçünün gözümde büyümesini izledim dinlenirken. Bir adımı bin adım sayarak gelmek sana haksızlık mıydı bilmiyorum. Oysa beklemenin tadını öğrenmek istedim, bir parça da buradan koymak cebime…

Doldurunca ceplerimi devam ettim kalan yoluma. Uzadıkça uzayan yolun nihayet sonuna geldim derken sana dair hiçbir ayak izine rastlamadım, üstelik sen de beni tanımadın. Fark etmeliydim aslında, aramızdaki on beş metre yol boyunca bana dair hiçbir tabela yoktu. Üstelik hiç de adım atmamıştın asfalta. Ne denir bilmem bu durumlarda, bu yüzden bir parça bensizlik aldım senden ve geri döndüm yola. Bu sefer gideceğim yer belliydi ama karşımda ne bulurum bilmiyorum. Bazı yolculukların insanı değiştirdiğini duymuştum. Peki, insan yolda mı değişirdi yoksa yol sonunda mı? Bu sözün muhatabını da yıllarca aradım ama herkes birbirine attı suçu. On beş metre boyunca bu atılan sözü düşündüm. Asfalttan kuma çıktığımda aklıma geldi; atılan sözden de bir parça almıştım, yanılmıyorsam sağ cebimde olmalı. Değişimi yol boyunca cepte taşımak da bu söze dahil midir bilmiyorum, bir sormak lazım. Sözün sahibi ile aramda kaç metre vardır tahmin edemiyorum ama onun ceplerinde de on beş metrelik yol kırıntıları olduğuna eminim.

 

Bizi Takip Edin

©2018 by Ahtar Edebiyat

bottom of page