
"Anlamak için çok geç kaldın. Senin düşündüklerini düşünenler kararlarını çoktan verdi! Kızgın değilsin, kızgın değilsin ve beni en çok bu etkiliyor. Yüzünde geç kalmışlığın utangaçlığı yerine umursamazlığın renksizliği var! Kabul ediyorsun, kabul etmenin erdemine sığınıyorsun. Erdem...
Senin erdemin de sahte! Gerçek sandığın ne varsa gururunla örtüyorsun ama saklayamazsın... Tüm bu yaptıklarını gururla saklayıp gizleyemezsin. Hepsini görüyorum. Erdeminin kalıbı gururunla şekillendirildi. İçine ne koysan karşısında donup kaldığın şeylere dönüşüyor! Kendi suskunluğunu kendin yaratıyorsun. Mücadelenin ben dilini bırakmışsın... Sen diliyle konuşup kendinden uzaklaşıyorsun. Şunları sana söylerken bile bana bakıyorsun! Sadece bakıyorsun. Beni gururuna saklayamazsın.
Şimdi burada ne kadar konuşursam konuşayım, beni de saklayacaksın. Her şeyin açık olması gerekmez mi? Şeffaflığın sadece yaptıklarınla sınırlı. Evet yaptıkların... Sahi sen ne çok yaşanmışlık atlattın. Ben o sakladığın iyiliklerin hepsini gururunun altında görüyorum. Bu yüzden şeffaflığın seni iyileştireceğine inanıyorum. İnanmasına inanıyorum ama fani dünyada görmek istediklerimin varlığını bir an bile görememek beni fani inanışlarımdan uzaklaştırıyor. Oldukça mantıklı değil mi? Evet öyle, anlaması kolay ama yaşamasını anlatması zor bir değişim. Ne olduğunu anlamadan konuştuğun cümlelerin yapısını değiştirmesi beni kendime yabancı hissettirdi. Buna sen sebep oldun! Yoruluyorum. Artık beni kullanma. Bu durumu hissetmek istemiyorum. Beni de gururunu sakladığın gibi tozlu bir rafına kaldır ve bir daha eline alma!"
Kalemimi özenle hazırlamıştım ama kalemin ucu tıkandı. Temizlemek için elimden geleni yaptım ama beceremedim. İçini iyice temizleyip tüm mekanizmasını söktüm. Her parçasını tek tek temizledim ve beklettim. Kuruması için onu pamuklara sardım. Yeteri kadar beklememe rağmen o kalemle bir daha asla yazı yazamadım. Vitrinimin 3. rafının ortasında bulunan sarı dolma kalem.