Eksikliğin fazlalığı
- Gonca Demirtaş
- May 9, 2020
- 1 min read
Kasvetli bir gökyüzünün bıraktığı yağmur damlacıkları, içimde bir yerlerde unutulmaya yüz tutmuş anıları canlandırıyordu. Neler yaşanmış ve neler bitmişti. Her şey bir anda canlanıp ruhumu sıkıyordu. Geçmişi geçmiş yapan yaşanmışlıkların verdiği pişmanlık mı? Yoksa yaşanmışlıkların bizi bugün olduğumuz kişi yapması mı?

Neler yaşanmış ve neler bitmişti. Bir şeyler eksik kalmış mıydı? Eksiklik ne kadar da fazlalıktı aslında yüreğimizde. İçimize sığdıramadığımız yarımlıktı. Nefes almaya çalışırken her nefes alışımızın yarım kalmasıydı. İçimizde tıkanıp batardı yüreğimize, sıkışırdı nefesimiz. Sıkışırdı ama asla konduramazdık ruhumuzda bir yerlere. Susturmaya çalışırdık zihnimizi, düşüncelerimizi susturmak için müziğin sesini açardık. Peki müziğin sesi eksikliği susturmaya yeter miydi?
Evet, biliyorum. Bir şeyleri oldurmaya çalışmak çok anlamsız. Evet, bitmişse bitmiştir. Eksik kalsa bile bitmiştir. Yüreğimize keder sarsa bile bitmiştir. Yüreğimizde çiçekler açabilir yeniden. Gözlerimizin içinde ışık belirebilir. Mevsimler dolabilir mesela içimize. Bitmiş olan her şey başlangıçları ertelememeli. Eksiklik ne kadar eksilmektir? Var olan tüm iç savaşları ne kadar çarpıştırabilir kendinde. Eksilmek, yeniden başlamaya engel değil.
Gözümüzü kapatıp yeni bir sabaha uyanır gibi yeniden başlayabiliriz. Geçmişin farkına varıp geleceği şekillendirebiliriz.
Yapmamız gereken tek şey, karanlığın içindeki ışığı bulup onu canlandırmak.