Yön Veren Elma
- Mehmet Kaan İLDİZ
- Jan 13, 2020
- 5 min read

Seyahatlerin en zoru aç ve yorgunken yaşanıyor. Doğanın bize sunduğu tüm nimetler tükenmek üzere. Sır gibi saklanan alanlarda üretilen meyve ve sebzeler açık arttırma ile satılıyor. Bırakın açık arttırmayı kazanmayı açık arttırmaya katılmak için bile ödeme yapmanız gerekiyor. Konuştukça iştahım açılıyor. Beynim suyla çalışmıyor. 2 gün boyunca sadece yemek püresi ve suyla beslendim. Açlıktan ölmedim ama ne yediğimi hatırlamıyorum. Yolculuğumun amacını söylemeyi unuttum. Dünyada doğal gıda kaynağı üretebilen çok az alan kaldığı belirtiliyor. Yakın zamanda bu bölgelerden birinin koordinatları internete sızdı. Tabiki adrese teknolojik imkanlarla giriş sağlayamıyorsunuz. Çetrefilköy'e 5 km yaklaştığınızda elinizde bulunan tüm teknolojik cihazlarınız devre dışı kalıyor. Telefonum kapanalı yarım saat oldu. Ya olduğum yerde dönüyorum ya da kör oldum. Köyü hala bulamadım. Not defterimi bırakıp 20 dakika daha aradıktan sonra isminin yarısının gözüktüğü tabelayı buldum. Üstünde "Çetre" yazan tabelayı geçtim. Köye girer girmez önümü görmemi engelleyen sis ortadan kayboldu. Upuzun ve dümdüz bir yolla karşı karşıya kaldım. Yol boyuna kesilmiş ağaç gövdeleriyle kaplı, kaplanmış ve kurutulmuş ağaç gövdelerinde gözüken damarları kalemlerle birleştirerek çeşitli kelimeler yazılmış. Açlıktan bulanık görüyorum, okuduğum çoğu kelimeyi hatırlayamıyorum ya da anlayamıyorum. Kafamı yukarı kaldırmaya çalışırken gittiğim yolu unutmuşum. 4 yolun ortasında kalakaldım.
Yolun ortasında ufak ve yüksek bir masa var. İnce belli ve üstü kapalı uzun bir şarap şişesini andıran masanın üzerinde ısırılmış bir elma öylece duruyor. İlk gördüğümde elmanın gerçek olmadığını düşündüm. Özenle yapılmış bir heykel sandığım elmanın yanına tedirgin bir şekilde yaklaştım. Attığım her adımda etrafı kontrol ettim. Bir muz için ufak bir çocuğu öldürdüğümde 5 yaşındaymışım. Cezalandırılmadım , aklımın ermediği düşünülmüş. Her şeyin farkındaydım ve insanların zayıflığını görmekten iğreniyorum. Her şey gelişmek ve güçlenmek için yarışmakla başladı. Rekabetin sonucunun yalnızlık ve ruh sefaleti olduğunu temel biyolojik ihtiyaçlarımız için birbirimizi öldürürken kaybettik. 2243 yılında yürürlüğe giren bir kanunla biyolojik ihtiyaçlar için bir insanı öldürmek yasal hale geldi. Bu kanun geçerli olduğundan bu yana tüm ülkeler sahip oldukları teknoloji seviyelerine göre müttefik grupları oluşturdular. Şimdi sokak başı konumlandırılan insansız hava araçları her yerde bizi takip ediyor. Canımız için değil, taşıdığımız yemekler için bizi takip ediyorlar. Böyle olunca insanlar şehirleri terk etti ve küçük topluluklarla belirledikleri topraklara yerleştiler ve yerleştikleri yerleri canları pahasına korumaya başladıklar. Ah birde unutmamışken; dünyanın %67'si kanibalist olmayı tercih etti. Belki iştahlarına yenik düştüler, belki de insanlıktan nefret ettiler.
4 yolun varmaya çalıştığı sonu görmeye çalıştım. Hangi yola girdiğimi yolun yarısında unuttuğum için aynı yollara tekrar tekrar düştüm. Sonunda erzak dolu dolaplarla kaplı bir odaya vardım. Dolapların önünde bir sürü insan var. Hepsi dolapların ne zaman açılacağını bekliyor. Dolapların üzerinde uzun pelerinli ve kafaları kapüşonla kaplı insanlar var. Önümdeki topluluk gruplaşmış şekilde kendi görüş alanlarındaki dolaplara kitlenmişler. Onlarla iletişime geçmeye çalıştım fakat yanıt alamadım. Aralarından geçmeye çalıştığımda geriye itildim. Önümdeki besinlere ulaşmanın bir yolu olmalı. Elimden geleni yaptım fakat ne dolapları açabilecek bir yol buldum ne de insanların önüne geçebilecek bir boşluk buldum. Dolapların renkleri belirli rutinlerde değişiyor. İlk başta rastgele bir düzende değiştiğini düşündüm fakat durum düşündüğümden biraz farklı. Dolaplar onlara bakan kişilerin açlık düzeylerine göre renk değiştiriyor. İlk olarak beyaz renkte gördüğüm dolaplar şimdi turuncudan kırmızıya dönüyor. Siyaha yaklaşan bir dolabın hizasına hızlıca gittim. Kararan dolabın kapakları çatırdamaya başladı. Dolabın üstündeki kişi eğilerek sağ elini dolabın üzerine koydu. Avucunun içinden sızan ışık gitgide büyüdü, dolap tekrar beyazladı ve dolaptan gelen ses sona erdi. Kapakları yoğun bir buharla birlikte açıldı. Dolabın karşısındaki herkes dolabın önüne doğru koştu ama dolabın için bomboştu. Dolabı yakından kontrol etmeye çalışırken hareket etmeye çalıştım fakat hareket edemedim. Vücudum olduğu yerde kalakalmıştı. Dolabın çevresindeki kişiler dolabı ararken içine girmeye başladı. Onlarca insan dolabın içine girdi ve dolabın kapağı kapandı. Dolabın kapasitesiyle ilgili büyük yanılgılarım var. Karşımdaki dolapta gördüğüm döngü diğer dolaplarda da oluşmaya başladı. Vücudumdaki direnci kırabilirsem karnımı doyurabilirim. Yapamadım. Tüm dolaplar kapandı ve bembeyaz oldu. Dolapların üstündeki insanlar dolapların üstünden aşağıya indi ve dolapların kapaklarını kilitlediler. Dolapları kilitledikleri kilitler zamanla kararmaya başladı ve kırıldı. Vücudumdaki hareketsizlik kırılmaya başladı. Tüm vücudumda kıvılcımlanma hissi var. Ayaklarımı yere kollarımı belime vurarak uyuşukluğu geçirmeye çalıştım. Dolapları kilitleyen insanlara ulaşmaya çalıştım. Yavaş adımlarla onlara yaklaşmaya çalışırken karşımdaki insanlar dolapların kapaklarını yavaşça açtı. İçlerindeki onlarca insanlar ufak buz küplerine dönüşmüştü. Her küpün içinde insanların yüzleri yer alıyordu. Küpün etrafında sarılı olan şeritlerde "Para hırsı, şöhret merakı, kıskançlık, daha iyi bir ev, daha iyi bir telefon" gibi hedefler yazıyordu.
Kendimi korumak için geri çekildim. Küpler git gide artıyor ve dolaplar sınırlarını aşıyor. Dolapların içi boşaldıktan sonra karşımda duran insanlar bana döndü. İçlerinden biri bana dönüp yanına çağırdı. Adamlardan biri " Sen aç değil misin?" diye sordu. Ona aç olduğumu söyledim. "Neden yemiyorsun?" diye tekrar sordu. "Etrafta yiyebilecek bir şey bulamadım" diye cevap verdim. Benimle konuşan kapüşonlu adam etrafındaki diğer kapüşonlu kişilere kafasıyla gitmelerini işaret etti. Bana dönüp;
Doyum: Merhaba ben Doyum, az önceki karmaşa için özür dilerim. Burada böyle şeyler çok sık olur. Senin tepkin beni biraz şaşırttı. Burada yeni misin?
Ben: Evet buraya yeni geldim. Ben Zamir. İsmimi nitelemeye çalışarak büyüdüm.
Doyum: Enteresan bir ismin var. Burada ne işin var?
Ben: Karnımı doyurmaya çalışıyorum. Uzun zamandır verimsiz ve düzensiz besleniyorum.
Doyum: Sevgili dostum atladığın birkaç şey var. Burada karnını doyuramazsın. Burada ancak ruhunu besleyebilirsin.
Ben: Ama... herkes burada karnımın doyabileceğini söyledi.
Doyum: Üzgünüm.. İsteğini burada karşılayamazsın.
Ben: Orada donan insanlara ne oldu? Onlara ne olacak?
Doyum: Onlar "Daha İyi" hastalığına yakalandılar. Biz de defin işlemlerini gerçekleştirdik. Kabul ediyorum defin şekilleri biraz farklı ama biz de yapmamız gerekeni yapıyoruz.
Ben: Daha iyi hastalığı nedir?
Doyum: Zihninin iştahına kapılan insanların kendini zamanla tükettiği ve şuan tedavisi olmayan bir hastalıktır. Gel, senin açlığını gidereyim.
Doyum kolumu kendisine doğru çekip koluma bir enjeksiyon yaptı. Açlığım kısa sürede kesildi.
Doyum: Tamam şimdi oldu. Nasıl hissediyorsun?
Ben: Gayet iyiyim, artık böyle mi doyuyorsunuz?
Doyum: Evet, tüm dünya artık böyle doyuyor.Üzgünüm ama peşinden koştuğunuz tüm yemek görünümlü şeyler sizin ihtirasınızın kontrolsüzlüğünü değerlendirmek için önünüze sunuluyor.
Ben: Bunu neden yapıyorlar? İnsanları sınıflandırmak için mi?
Doyum: Sorunun bir cevabı yok; evet çünkü insanları doyumsuzluk hissinden kurtarmak istiyoruz. Hayır çünkü insanların sağlıklı ve tek bir sınıf olmasını istiyoruz.
Ben: Asimetrinin hiçbir zaman kaybolmayacağını bilmiyorsunuz. İnsanlar evreni sadece algıladığı kadar sanıyor fakat ötesinde oldukça fazlası mevcut. Dediklerinizin bir kısmını anlamadığımı kabul ediyorum fakat beni ve benim gibi yollara düşen bunca insanı düşürdüğünüz bu hali yanlış buluyorum.
Doyum: Değerli dostum yanılıyorsun. İnsanlığın yönetmediği süreçler mutlaklık içerebiliyor. Bu yüzden bu mekanizmayı insanlar eline bırakmadık. Sizin yaşadığınız dünya artık kirli bir saflıktan ibaret. Lütfen arkamdaki görüntüyü iyi izle.
Doyum arkasını eliyle göstererek büyük bir hologram görüntüsü oluşturdu. Az önce önümde gördüğüm küplerin yüklendiği bir depoyu görüyorum. Depoya yüklenen küpler depolandığı alandan küpün içindeki kişinin dış görünüşüne sahip olarak çıkıyor ve bu kişiler ortak bir alana toplanıyor.
Doyum: Gördüğün gibi bu insanlar yok olmuyor. Sadece istek ve arzularıyla kendilerini yok ediyor. İnsanlık kendinden nefret ettikçe eksilmeye devam ediyor. İnsanlığın kendisini sevmesi sonucu ortaya çıkan yapıcılık insanlığın kendinden nefret etmesiyle bir anda yok oluyor. Bu zıt kutuplardaki adaletsizlik genelde yıkımın lehine oluyor. Bu kadar tezat kavramın bir arada bulunması da yıkıcılığı kaçınılmaz kılıyor. İstediğin kadar çırpın, bu dünyanın nefrete üreteceği tek bir şey yok. Doğa bizden nefret ettikçe isteklerimizle baş başa ve yalnız başımıza kalacağız.
Ben: Benim şuan tüketmeyi isteyeceğim tek şey elma.
Doyum: O halde aramıza hoş geldin, senin sayende biraz daha geç tükeneceğiz... Fotoğraf: Mehmet Kaan İLDİZ