Tutulan Dileğin Zararı
- Mehmet Kaan İLDİZ
- Jun 17, 2019
- 2 min read

Tuttuğum dileklerin bana ulaştığı zaman beni öldürebileceğini nereden bilebilirdim? Gökyüzünde kayan bir yıldız gördüm. Aklım kalbime dilek tutmak için yalvardı. İzin verdim, yıldız gözlerimin önünden kayboldu. Aslında sadece yıldızlar değil, tüm dileklerim kayboldu.
Bir gün bir kayan yıldızı bahane edip dilek tutarken yıldızın kayışını izlediğimi fark eden biri yanıma geldi.
"Yaptığının ne kadar büyük bir kötülük olduğunu biliyor musun?"
"Ben ne yaptım? Burada oturmuş gökyüzünde izliyorum. Şanslıysam bir yıldız kayıyor, bende dilek tutuyorum."
"O belli oluyor. Ben de aynı konudan söz ediorum."
"Ne var bunda? Nadiren olmasa bile çok sık görülmeyen bir doğa olayına şahit oluyorum. Bu da beni çok mutlu ediyor.
"Seni nasıl hissettirdiğine karışamam. Sadece üzerine dilek tutacak çok şey var."
"Ne varmış mesela?"
Kendimi kontrol altına almakta güçlük yaşıyorum. Hevesle geldiğim zamanım boğazıma yapıştı.
"Birçok şey. Buna ne ben karar verebilirim ne de senin dışında biri. Kaydığını sandığın göktaş, bir yıldız değil."
"Bunu bilmediğimi nereden çıkardın? Sen hayatındaki her soyut kavramı nesnellikle yok mu sayıyorsun?"
"Hayır, aksine; hala bu göktaşı için dilek tutabileceğini düşünüyorum."
"O zaman bana neden karışıyorsun?"
"Karışmıyorum, falat sadece yıldızın ya da göktaşının kaydığını görerek dilek tutmak tutarsızca."
"Neyi tutarsızmış?"
"Bu kayan yıldızlar yani senin dileklerin dünyanın zeminine temas ederse nasıl bir sonuç doğurur biliyor musun?"
"Görünce dilek dilediğim yıldız dünyaya düşse neden sorumluluk hissedeyim?"
"Tabiki hissetmezsin, dilekler zamanda yolculuk ettikçe küçülür. Yok olursa dileğinden hatırladığın karadını anarsın. Yere düşerse yarattığı etkiyle hatırlarsın."
"Anladım, ilk defa sana soruyla yanıt vermeyeceğim. Madem dileklerimin tesiri bu kadar önemli ; hangi nesne ile etkileşim içinde olduğu ya da nasıl soyutlaştırıldığının önemi var mı?"
"Evet var, bir nesneyi nasıl soyutlaştırdığın en az dileğin kendisi kadar önemlidir. Bir zarara yol açabilecek bir nesnellikten ortaya konan soyut düşünce kendi nesnesinin kederini yaşayabiliyorlar. Bu yüzden bir meteora karşı dilek tutmak insanların kolayca yapabildiği ve hiçbir zaman dileklerin unutulmadığı bir durumdur. Üzerine düştüğünde baş edemeyeceğin nesnellikler üzerinden hayal kuramazsın, dilek tutamazsın."
"Söylediklerine katılıyorum, sadece bir eksiği var. İnsanın baş edebileceği nesnellik var mı?"
Yanımdaki kişi bana yanıt vermedi. Kafasını gökyüzüne çevirdi ve derin bir nefes aldı. Nefesini denize doğru üfledi.
"Haklısın; bunu görmekten kaçamamak çok zor. Bana dilek tutacağın ya da üzerine hayal kurabileceğin bir nesnellik sorsaydın yalnızca kendini gösterirdim."
"Bu insanı yalnızlaştırmaz mı?"
"Yalnızlaştırır, tahammül edebileceğin kadar yalnızlaştırır. İnsan yalnızca kendini izleyerek hayal kurarsa kendini kendi benliğinin ötesine taşır."
"Bir çeşit içe yönelim."
"Bilmem, belki de öyle. Daha çok kendi yok oluşunu yakından seyretmek. İnsanın en zor kabul ettiği nesnel varlığının yok oluşu. Bu dönüşümün yavaşlığının kaçınılmazlığı karşısında insan yaşama karşı daha duyarsız hale geliyor. Bunu yaparsan kendine karşı duyarsızlaşmayı unutabilirsin."
"Sizin hiçbir tavsiyenize karşı çıkmadım. İnsan doğası gereği yalnızca sonu olan nesnellikler yaratabilir, en azından ben öyle sandım. Çevremdeki insanları izledim, izledikçe yanıldığımı fark ettim. Gerçekliğinden sıyrılan o kadar çok insan var ki; bir kişnin aklındaki dünyaları bile sayamıyorum. Sizin dünyanızdaki çaresizlikte doğmuş tüm fikirleri sevgiyle dolu hayaller ile kucaklaşmak isterim. Fakat siz sarılırken dağılabilecek kadar hassas bir kül yığınına benziyorsunuz. Üstünüzü kimlerle kapladınız bilmiyorum ama zihninizdeki dünyanın tüketilmek için değil, üretmek için düşünmeye ihtiyacı var."
Kafamı yanıma çevirdiğimde kimseyi göremedim. Birinin içini görmek için hayal kurdum, hayattaki varlığımı kaybettim.