
“Tuz yüklü bir eşek çaydan geçiyordu, ayağı kayıp suya yuvarlandı. Tuz suda eridi. Eşek ayağa kalktığında yükünün hafiflediğini görüp ayağının kaydığına çok sevindi. Bir gün de sahibi eşeğe sünger yükledi. Eşek, yükün suda hafiflediğini öğrendi ya, çaya varır varmaz ayağı kaydığı gibi suya seriliverdi. Süngerler suyu içtikçe şişip şişip ağırlaştı, o kadar ki eşek bir türlü kalkamadı, ölüp gitti.”
Rumi
İnsanın olacakların sürekli deneyimlediği şekilde tekrar edeceğini düşünmesi hep ilgimi çekmiştir. Bu beceriksizliği yada deneyimsizliği bir canlıyla ya da bir nesne ile ifade etmek de insanın kendinden uzaklaştırdığı kötü özelliklerinden biri. Olağanlığın değişken olaylarda da beklenildiği gibi sonlanmasını düşünmek yeni bir öğretiyi akıllara getiriyor. Değişkenliğin kabul edilmemesi de insanın yeni düşüncelere gebe kalmasına engel oluyor. Bize destek veren ve süreçlerimizi kolaylaştıran alışkanlıklarımızın devamını her canlı gibi bizde isteriz. Fakat yaşan sirkülasyonu içinde değiştiremediğimiz bazı etkenler hayatı sevdiğimiz ve düşündüğümüz düzenin dışına sokuyor, çarkların parçalarında aksaklıklar doğuruyor. Bu aksaklıklar o kadar görülmez ve belirlenemez nedenlerden ortaya çıkıveriyor ki hiçbir zaman olmayacak gibi ya da her şey yolunda gibi davranmaya devam eder insan.
Güçlü kalmanın anlamından uzaklaşan ve anlamlandırmanın üzerini çizince rahatlayan enteresan bir nesnelliği temsil eder insan. Sonucu kötü olarak yorumlanan sonlanışların bir şekilde doğal döngüsü içinde olması gerekiyorsa, insanın bu aksaklıklara bir çare bulması pek mümkün değil. Biz bir eşek (estağfurullah) hayat bir su ve her adım bir yaş ise, denizden çıkamamak olağan karşılanmalı. Nesnelerin yeri değişse dahi insanda kalan anlam nasıl fenomenlere bağlı ise, değiştirilemeyen doğadaki kötü ve önlenemez etkenler de bir o kadar fenomanlere bağlı. Bir görüş, bir anlam barındırmayan tüm aksaklıkların aksaklık olarak ifade edilmesi mümkün değil. Fikrin özüne dönmeye çalıştığım tüm bu hengameler bir yolculuğa hizmet ediyor. Akıl seferi bittiği an harekete geçen bir bedenin aksaklığı hor görmemesi gerekir. Bir nesnelliğin hareketi için düşünceye ihtiyaç duyulduğu tek varlık insandır. Her nesnelliğin anlamsız hareketliliğini sorgulamak düşüncenin yapısının oluşmasında bile çatlaklar oluştururken, tahminler ve teoriler üzerinden Dünya’yı yürütmeye çalışıyoruz. Kendine sünger misyonu yüklenmiş soruları gerçeklik denizinden geçirmeye çalışıyoruz ve tahminlerimiz yalnızca tuz çuvalları olabiliyor.