Görülmeyen Yakınlar
- Mehmet Kaan İLDİZ
- Dec 29, 2018
- 1 min read

Devamlı öğrenmenin verdiği usanmaz çalışma hissini yaşamaktan oldukça yoruldum. Bu öğretilerin yetersizliği bu yorgunluğun sonsuza dek süreceğini bana hatırlattıkça duygularıma yenik düşüyorum. Her duygulandığımda kalemi elime alırsam zaman geçtikçe vücudumdan mürekkep akmaya başlar. Organlarım şiirlerle iletişim kurmaya çalışır, anlaşılmaz. Hayatın kıymetini anladığıda hayatın uzun, kuşların kısa uçup çabuk yorulduğunu öğrendim. Gerçekleri unutamadan kurmaya çalıştığım tüm metaforlar anlamını daha ütopyalara ulaşmadan yitiriyor. Susmayı tercih ediyorum; beyazlıyorum, içimden yedi duygu akıp gidiyor ve hiçbirini göremiyorum. Yazılan kağıtlar elleri kesmiyor ama zihinleri kanatıyor. Mekanikliğin yerini sanallık alıyor, algılarımıza erişene dek karşımıza farklı anlamlar çıkageliyor. Biliyorum tükenmeyen bir gelecek var, buna erişememek canımı yakıyor. Bencilliğimden oluyor hepsi, ulaşılabilirlikten mahrum kalmanın bencilliği.
Bir yerde bir eksik olmalı kaygısıyla tamamlanırken tereddütlerimi umutlarıma teslim edemedim. Kendimi ileri taşırken zamanı bahane etmedim. Kendimi zamana karşı bir savaşçı olarak gördüm. Hiçbir cephanesi olmayan bir savaşçı olarak silahımı düşlerden ürettim. Kontrolsüzce savurduğum bu silahın her çıkardığı ses bir çığlığa dönüşüyor; kimi yaralıyor kimi iyileştiriyorum bilmiyorum. Karşısında durduğum zaman geçtikçe elimdeki silahın parçaları eksiliyor, döküldüğü yerlerde çiçekler açıyor. Çığlıklar çiçekleri çürütürken gülüşler çiçeği yetiştiriyor. Anlamına yetişemediğim bu değişimin içinde aklımı kaçırmamak için gözlerimi kapamayı tercih ettim. Ne düşlerimi görüyorum ne bırakığı izleri. Yaşamımda nereye savurduğumu bilmediğim düşlerimle ilerliyorum. Yaşamın kokusu çürüdükçe gücüm tükeniyor, gözümün bağları çözülüyor. Elimdeki silah savrulmaz hale gelirken ben düşlerimi unutuyorum.