
Kelimeleriniz size ait değil, once cümleyi kurarken kullandığınız kelimeler hepimize ait! Kelimelerinizi esirgeyerek yetersiz anlam içeren cümleler ile kendinizi ifade edemezsiniz! Ya uzun uzun anlatacaksınız, ya susacaksınız. Biliyorum, anlaşılmak güzel. Onaylanmak daha da güzel ama bir yanlışınız var! Yetersizsiniz, bir kelimeyi bile kendine özgü taşıdığı anlama saygı göstererek kullanmıyorsunuz! Unutmaya bir yolculuk başlıyor siz farketmeden ve zaman sizin itirazlarınıza kulak asmadan sizden uzaklaşıyor. Geride kaldığınızı düşündüğünüz noktada kendinizi ileride buluyorsunuz ve aldığınız yol size ait değil. Başkalarının ayakkabılarıyla yürüdüğüm yoldan ne öğrenebilirim? Hangi çamurun ıslaklığını ve yoğunluğunu ayaklarımda hissedebilirim? Hissedemem, benim ayaklarım yok. Ben gökyüzünü izleyerek zamanla sürünüyorum.
Durunca bıraktığım izlerin şeklini daha net görüyorum. Sorularımın sonu soruyu oluşturan merakımı yitiriyor, fikrimi ulaştırana kadar fikir benden uzaklaşıyor. Bu zıt çekimin birbirini yaklaştırmasını umuyorken bilimin yalnızca gördüğünü ifade ettiğini hatırlıyorum. Yerini bulmamış anlamlar var! Yerini bulmamış bir can, adını almamış bir eylem, varlığını bulmamış bir nesne var. Siz yoksunuz, kişinin yaşamı tükenmeye başladıkça kazanılan tek şey bu kaybın farkındalığıdır. Hayata sımsıkı tutmanın hiçbir şey ifade etmemesinin verdiği çılgınlığı ancak manevi kavramların içimizde uyandırdığı hislere olan inançlarımızla unutabiliriz. Yaşam bir anımsayamama hastalığı, bugünü, dünü ve yarını yok.