top of page

Buruk

  • Mehmet Kaan İLDİZ
  • Aug 14, 2018
  • 2 min read

Attığı adımlardan emin olamayan insanlar ayaklarını zemine sürterek ilerler. Onları izleyenlere, takip etmek isteyenlere ve arayanlara bir iz veya takip şansı bırakırlar. Çaresiz bir yönelimin suçlusunu yönelenler anlayamaz. Farkında olmadan içinde bulunduğunuz anlar günlerin sizi hapsettiği anları bekler ortaya çıkmak için. Sinsiliğin masumlukla işbirliği yaptığı bu nadir durumun tek kazançlısı ilk kaçandır. Kaçaklar anı anda olduğu sanarak değerlendirir. Zihin çoktan firar etmişken bu değerlendirmenin hiçbir anlamı kalmaz. Hazzın lezzetinin de bilinci kaybettirdiğini düşürsek kaçakların yapmaya çalıştığını kabul edebiliriz. Burada durmak gerekiyor. Kendince haklı olmak yalnızca insanın kendisine yeter. Bu yeterlilik anlayışa dönüşüp olay yada durumun diğer etkenlerini göz önünde bulundurmuyorsa hiçbir anlam ifade etmez. Bugünü değerlendirmeden yarını irdeleyen insanlar en büyük kaçaklardır. Ne hissettiğini bilmeden ne hissedebileceğinden korkan, kendini anlamadan insanları anlamaya çalışanlar da iradesiz kaçaklardır. En çok kullandığınız veya aklınızdan geçirdiğiniz beş düşünceye aitsiniz. Bu aitlik her an değişebilirken düşüncelerin akışını kontrol edebiliyorsan hayat akışına bırakılacak kadar güzel. Muhafaza edilebilirlik bir dilek olsaydı insanın talep edeceği ilk şey varlığı üzerinden gerçekleşirdi. Böylece öğrenerek ilgisini kaybedenlerin varlığının sonlandığı, güçlü inançlı bireylerin hayatta kaldığı bir dünya kalırdı geriye. Hayallerin zayıflığı bir düşünceyi, bir olasılığı imkansızlaştırır. Belirgin olan bir maddiyatı hayal etmeyi ancak ahmak insanlar bilir. Karşılığını, fiyatını ve ne kadar çalışması gerektiğini; kısaca nasıl ulaşacağının hesabını yapar. Aklı üretmeyi seçen canlılar için bu maddiyatlar yalnızca birer araçtır, amaçları hayallerinde saklıdır. 

   İnsanın başlattığı bu ayrımı ancak insan durdurabilir ama ne yazık ki insan yıkımı yapımdan daha tatmin edici bulur ve kalıntılar ile baş edecek cesareti bulunmaz. Yoksunlukları ile barışmış insanlar kendini tanımaya başlar. Kendi hakkında yanıldığını düşündüğü ne varsa bir yanılgıdan olduğunu fark eder ve insanın yanılgılardan oluştuğunu öğrenir. Bu öğretinin ardından nereye bakılırsa bakılsın hiçbir adım görülemez. Adımların sesi unutulur olasılıkların arasında kaybolunca, tek düşünülen bir çıkış yolu olur kaçışların normalleştiği dünyaya. Tutsağı olunan değişimlerin tek suçlusu hislerse zaman bize oyun oynuyor. Sinsilik ve masumiyetin yapmış olduğu iş birliği gerçeğe inanmak zorunda kalmadığımız an sonlanır. Ayrımın insandan götürdüğü bir yarım hep hasretle aranır. Geri kalan bu yarım eksikliğin peşine düşer ve bu tamamlanış hiçbir zaman gerçekleşmez. Adımlar adımları takip ederken adımların sesi adımı hayal edenlerin kulaklarında yankılanır. Yön yalnızca insanı ilgilendirir, hareketin temeli her anı başlatan düşünceye dayanıyorsa bedenlerimiz neden durarak düşünmüyor? Bilimin incelemeleri yalnızca insanın algı sınırları kadar ilerliyor ve bu ilerleyiş merakla körüklenirken insanı yavaşlatan yine insanın kendisi oluyor. Varılacak tek yer bilinmezken, yolculuğu bilmek ulaşılacak yeri cazip kılmıyor ve yol siz dursanız da ilerliyor. Direniş hayaller zamanında kurulsaydı baş kaldırışın ilk kıvılcımının vücut bulmuş hali olabilirdi. Fotoğraf: Mehmet Kaan İLDİZ

 
 
 

Bizi Takip Edin

©2018 by Ahtar Edebiyat

bottom of page