top of page

İfade

Mehmet Kaan İLDİZ

Ayak seslerimle yağmurun gürültüsüne katkı sağlıyorum. Görünen şimşeğe yetişmeye çalışan gök gürültüleri acele ile çakarak sesini herkese duyurmaya çalışıyor. Bu sesler bana kendini ifade etmeye çalışan çıldırmış bir insanı andırıyor. Anladığı şeylerin sınırlılığında bu kadar ifade hırsı ve çabası olan varlıklar olarak bulunduğum ortamı çok iyi benimsiyorum. Bir ifadenin yolculuğunu anımsıyorum. Yağmur anlatılan kelimeyi yansıtıyor. Şiddetlenen yağmur sağanağa dönüştükçe anlatacakları birbirine karışıyor ve bir karmaşayı yansıtıyor. Yarına yetişmenin telaşını yine biz kontrol ediyorken sakin kalamamamız tamamıyla bizim suçumuz. Kim bunların aracı? Su, sağanak veya normal bir yağışın hem toprağa inmesi için bir araç hemde iki şiddet seviyesi arasında orta yolu bulmaya çalışan deneyimli bir birikim. Toprağa dolup taşan ve muhafaza edemeyip taşırdığı suyun oluşturduğu minik göletler sağanak yağmurun gürültüsünü dağıtıyorken normal bir yağışı yavaş yavaş içine hapsederek onu uzun süre dinleyebiliyor. Yağmur bulutların iletişim seferciliğini yaparken rüzgar kararsızca yağmura yön vermeye çalışıyor. Yolunu bilmeyen bir yolcunun bu yönlendirmesi yağmurun süresini değil, düştüğü toprağı değiştiriyor. Bu değişkenler toprağı hafifletse de tüm yağmuru kucaklamasına yetiyor mu? Deniz toprağın imdadına yetişiyor. Sadece imdadına yetişmekle kalmıyor, buluta ve yeni yağmurlara bir kanal oluyor. Anlatışın devamlılığını destekleyen en kalıcı ve güçlü gerçekliği rüzgara sunuyor. Rüzgar gerçekliğe olan bu aşkı ile nereye ulaşacağını bilemeden kararsızlığın zevkini sürüyor, nereye ulaşacağını ve karşılığında ne elde edeceğini bilmese de süzülmekle avutuyor kendini. Güneş bazen bulutların arkasında yağmurun dinmesini bekliyor bazen de günün doğmasıyla aydınlanmayı. Sonunda ne oluyor? Döngü kendi içindeki farklılığını hiçbir an bozmuyor ve yağmur damlaları kulaklarımıza bir müzik gibi geliyor. Kaç insanın gözyaşı, besini, umudu karıştı bu döngüye bilmiyorum. Kendimi ayağımı bastığım yerle bir hissediyorum. Sağanak yağmurun yere düşüş sesini azaltan bu göletler benim hareketimi yavaşlatıyor ve dünyaya dönmem gerektiğini bana hatırlatıyor. Ben bakiliğe bağlanarak en büyük riski aldığımı biliyorum. Yürüdüğüm yolda adım attığım yerleri bile değiştirirsem vardığım noktaya nasıl bir hisle varabileceğimi değiştirebilirim. Kafiliğe ulaşmak değilde mevcut durumda bulunanla kafilik kazanmakmış meğer attığım adımlarının yönünü değiştirecek. Böyle bir anlatışı ne yağmura nede bu döngüye bağlı kalan bütünün diğer parçalarına yakıştırıyorum. Sonucu esaslılığımı bozacaksa neden buradayım. Zaten hatırlamaya yüz tutmuş anılarımdan kendime barışık olduğum yönleri hatırlarsam ne kazanmış olurum bu hayatta? Akılda kalan her düşüncenin bu evrende bir yeri var fakat unutmak tüm bu anlatışı yakarışa dönüştürerek tüm bu anıların cellatı olabiliyor. Bu hükümü bu cellata teslim eden insanlar yaranacakları çevrelerde kendine yer bulmaya çalışırken kendilerini yok ediyorlar. Varlığım bilincime hatırlattıkça kendimi, yağmur olup yağacağım zihinlere...

Fotoğraf: Mehmet Kaan İLDİZ

 

Bizi Takip Edin

©2018 by Ahtar Edebiyat

bottom of page