KİBRİT- BÖLÜM 3 / Final
- Mehmet Kaan İLDİZ
- Jun 23, 2018
- 1 min read

Gözlerime inanmam için hiçbir gerçeklik ikna edemez beni. Anlam veremediğim maskemi yüzüme takınca her yeri bir mükemmellik içinde buluyorum. Çıkardığımda da kıyamet. Algılarım benimle oyun oynuyor. Hiç usanmadan onlarca kes maskeyi çıkarıp taktım. Maskeyi taktığım bir anda Yek ve Hatıra'yı uzakta koşarak uzaklaşırken gördüm. Bu kadarı fazla. Bu çarpık gerçekliği yaşayacağımı bilerek bana oyun oynuyorlar! Farketmeyeceğimi düşünüyorlar, yanılıyorlar. Ben bu çarpıklığı zihnimde uzlaştırırım. Maskemin yarısını elimle kırdım. Kan içinde kalan elimi arabadan aldığım toz bezi ile sardım. Zihnim erişemezse tozun enfeksiyonundan ölürüm. Yarısı sağlam kalan maskemi taktım. Gördüğüm ne varsa yarısını kaybettim. Artık algıladığım gerçekte neye inanacağımı şaşırdım. Hatıra'nın uzaklaşmasını izlerken Yek'i kaybettim. Gördüğüm dünya netliğini kaybetti. Frekansı bozulmuş, yayın sinyali kesilmiş bir televizyon yayını gibi bozuldu görüntü. Hışırtılar eşliğinde bir karanlığı izliyorum. Aslında ben... Hep karanlıkla yüzleşiyormuşum.
Başımın uykuyla bir olup beni karanlığa teslim etmeye çalıştığı dört saniyede irkildim. Aklımdan geçen tüm olasılıkların mantık çerçevemi kırarak ulaştığı ütopik gerçeklikle karşı karşıya kaldığım bu kısa süre tüm ömrümü şekillendirmek için gerekli muhakeme vaktini sundu bana. Bir duruş arkasına hiçbir anıyı arkasına almamalı. Cepleri değil kolları anılara sarılı olmalı. İnsan değil anılardır insanı saran. İnsanlar yalnızca yaşadığınızı hatırlatan hareket eden varlıklardır. Gerçek siz anlamlandıramadıkça var olmuş kime ne? Tüm zamanlar algılarımızı itekliyor, yarınlara hazır olmasını söylüyor. Olması gereken değil de, inanılması gereken dayanaklar var. Ne bir hatıra, ne bir yekpare düşünce kaldı bu karanlıkta. Karanlıkta yanan milyarlarca kibritin tek bir gayesi var: Ateşi sönene dek onu tüketen rüzgarla varmak istediği en uzak hedefe ulaşmak.
Fotoğraf: Mehmet Kaan İLDİZ