top of page

Aralık

Mehmet Kaan İLDİZ

"Anlık nefesler anı zehirler."

Yolda yeri izlerken bulduğum bir kağıtta bu cümle yazıyordu. O an nereye gittiğimi, bu yolda neden yürüdüğümü unutuverdim. Amacımı kaybettiğim bu anda kendimi hatırlamaya çalıştım. Sırtımdaki ufak çantada ne kadar eşya varsa aklımı kaybettiğim yere boşalttım. Birkaç kitaptan ismimin Mavi olduğunu, birkaç defterden de psikoloji alanında dersler aldığımı öğrendim. Hiçbiri kendimi hatırlamama yetmedi. Telefonumu çıkarıp kişi listeme, sohbetlerime ve galerimdeki fotoğrafları inceledim. Elimdeki teknolojiyi bulunmasa kendime ilgili bu kadar bilgiye ulaşamazdım. Önümdeki sonunu göremediğim sahilde yürümeye koyuldum. Anılarımın soğuk bir rüzgar ürpertisi gibi titretiyor beni, titremenin kesilmesiyle aklımdan kayboluyor. Kendimi hatırlayamamamın bana neler kaybettireceğinin muhakemesini yapmaya başladım. Bu kadar hızlı biriken anılar ile dolu modern bir dünya gelişen beyinler için büyük bir çöplük. Andan alınacak deneyim bilindiğinde tüm yaşamın sürprizinin ve güzel heyecanının ortadan kaybolacağının farkındayım. Anların kıymetinin de anda bilinmediğinin farkındayım fakat kaybolacağı bilinen her maneviyatın varlığı dayanıksız temellere sahip. Yıkılacağını bilerek inşa edilen ne varsa bir gün yıkılır. Pozitif sarhoşluk gerek yaşamın inşasına. Bu inşa bir zihnin temellerine binanın en yukarısından bakılmasını sağlamadıkça hiçbir değer taşımıyor. Geçici ve soluk hislerle yükselmiş yapılar her gününde yıkımına yaklaştığını bilerek devam eder. Yolda bulduğum nota benzer bir not daha buldum.

"Dünü hatırlamadığın an bugüne hazırsın."

Bu notun yazılı olduğu kağıdı okuduğumda başımda yoğun bir sarsıntı hissettim. Şimdi hatırladım bugün 261'nci haftanın ilk günü. Beynim yeniden yazılıyor. Geçmişime yönelik ne kadar anım kalp atışlarıma karıştıysa o kadar unuttum kendimi. Şimdi imkansızlığı yansıtan bedenime geçmişimle ilgili hiçbir soru soramıyorum. Olması gereken olarak adlandırılmış bir gerçekliğe inanırken şimdi kendinden şüphe etmek en olağan tepki oldu hayata. Kimliğin aynı kalsa, yaşımdaki sayıların her basamağı bir üst rakamı arzulasa da sonunda sıfırın kucağına düşecek. Her hatırladığın hayatta yeniden yeşerirsin. Güneş, su , besinler bu uyanışı ifade etmek için kullanılabilecek araçlar sadece. Hatırlar gibiyim; Gündüzleri gülen, geceleri küsen halimi. Dargınlığı mevsimlere olan insanlıktan yalnızca saflık isteyen bir akıllı. Sonraki adımım hangi düşüncelere kaptıracak kendini? Zihnin ve düşüncelerin maneviyatla aldığı yolları bir kenara bırakalım. Ayaklarınız varmadıkça amacınıza, ancak kendinize ulaşırsınız. Aralanmayan pencereden rüzgar esintisinin yüzünüzü ferahlatmasını bekleyemezsiniz. Ne kadar düşünce ifade edersek edelim, davranış üretmek ihtiyacımız olan. "Hoş geldin." "Ben gelmedim, sen hep buradaydın." diye yanıtladım. "Varlığı kanıtlayamayan insandan yokluğu anlatmasını bekliyorsun. Boşuna yorma zihnini, varlığına ulaştığın kadarına sahip çık." "Bunu bir akıl ürünü söylüyor. Algılarımız insanı çokluktan uzaklaştırıyor. Halbuki her an daha fazla varlığı elde etmek için ağzınız sulanıyor. İnsan yerine 'Çelişkili canlılar' demek daha doğru olur." "Demek hatırladın." "Neyi?" "Her anın unutulur olduğunu." "Bunu neyi düşünerek söyledin? Amacını anlamadan cümlelerini algılamak istemiyorum. Ön yargılarımı az önce hadım ettim." "Yaşam sadece bir ön yargı. Kanıtlayayım." Önüme yüksek bir dalga geldi. Aniden kenara sıçradım. Sahile vuran dalgalardan sıçrayan suyun bir kısmı beni de ıslattı. "Gördün mü? Ön yargının uygun kullanımı senin ıslanmanı önledi." "Bu uygun kullanımı nasıl belirliyorsun?" "Uygunluğu yaşamak. Ön yargılarını yok sayarsan akılına değil bedenine uygun bir hayat yaşarsın. Bu yetini kaybedemezsen veya uygunsuz algılarla kullanırsan istemediğin bir yaşama sürüklenirsin. Yaşarsın fakat düşüncenin sürüklendiği hiçbir maneviyat yaşamı yansıtmaz. Yalnızca ana dönüşürsün ve kayboluşun hiçbir algıyı tetiklemez." "Bir algıyı tetiklemeye niyetlenmesem de bir varlığın özümsenmesi önemlidir. Kimse yaşamında yalnız olduğunu varlıksal yokluğu sezecek derecede yansıtmamalı." "Oldukça anlayışlısın. Tüm insanlarda belirebileceği gibi merhamet seni umutlandırıyor. Bu umudu kırmak istemem fakat insanın hiçbir sorununu bir insanın sadece bedensel varlığı çözmüyor. Bilim bu rahatlayışı ve uyumu farklı alanlarında farklı teoriler ile açıklıyor. Ben bilimsel bir dayanağa yada ihtimale ihtiyaç duymadan şunu söyleyebilirim: İnsanın bir adımı akılı ulaşılmaz mesafelere ulaştırabilir. Burada insan bedenini aklına ve niyetlerine ulaşırken bir kanal olarak kullanmalı." "Bu kanallar hiçbir zaman kalıcı olmuyor. 261'nci haftamda tamamen farklı biri olduğumu hissettim. Anbean olan değişimleri fark etmek için anı yaşamanın yanında ana sıkı sıkı sarılmam gerek. Geriye bakıldığında görülen benlik insanın hiçbir zaman tatmin etmez. Buna manevi aç gözlülük diyebiliriz. Biyolojik bir ihtiyaç olmasa da ihtiyaçlarının yönünü belirleyen insanın en zayıf noktası. Bunu yüzeysel ve altındaki manayı yok sayarak düşünürsek 'zaaf' olarak nitelendirebiliriz. Burada yürürken ve kendime dair bir fikrim yokken ihtiyaç duyduğum en büyük yol gösterici acımasız bir gerçeklik. Şimdi bununla karşı karşıyayım." "Sen bana sadece bir yol göster. Artık yollardan, daha doğrusu yolu yolda öğrenmekten çok yoruldum. Bana yorulmanın keyif verdiği ve devamlılığın duyguları eskitmediği bir şey söyle."

"Üzgünüm, bunun bir yanıtı yok. Devamlılık insanla özdeşleşen bir anlam taşımıyor. Sana ne ifade edersem edeyim istediğin yanıtı alamayacaksın. Sorgulamak öğrenmenin yarısı ama bu arayış bir yanıta ulaşacağın anlamına gelmiyor. Hayat her zaman yarımdır. Yarım kalmanın sindirilmesiyle alışabilirsin tüm bu söylediklerine. Alışmak sana bir yanıt sunmayacak biliyorum. Seni idare etmek üzere yanıtlar vermek istemezdim fakat söylediklerimin fazlasını ne ben biliyorum nede doğa. İçinde gezerken ve içimde tüm bu yaşamı barındırırken dahi sadece izlemekle yetindiğim bu hayatı sana inanmadığım gerçek dışı bir anlam yükleyerek sunamam. İstediğin kadar çabala, unuttuklarının pişmanlığı ile öleceksin bu hayatta. Hatırladığın ne varsa sarıl ve benimse bütün gönlünle. Kaçış kendini kandırır. Çözüm günlerin içinde bulunmayı gerektirir. Günleri saymak cesaretsiz insanların işidir. Zihnin hareketi niyetlerde saklı ve hayat sorgulandıkça kısalır Sorgulanmadan bağlanılacak tek his güven. Biliyorum, en riskli ve şüphe uyandıran bu hisse beklenti yüklemek sana manasız gelebilir. Hangi cümlenin sonuna nokta koyduğunda bitti sanıyoruz? Hayat sonsuz bir cümle ve noktalar hatırlayamadığımız yerlere konuluyor. Cümleler silindikçe biz ve bu evren siliniyor. Bencilliğin en büyük güvencesi özünü korumasıdır. Benim dalgalarıma katıl desem seni nereye götüreceğimi bilmiyorum. Sana bir güvence verememekle birlikte hayatta ancak kendi çılgınlığını yaşadığın bir akıl ortağı bulmalısın. Bu dalgalar hiç tutarlılık görmedi karalarda. Sana sunabileceğim tek şey gezdiğim sular, buda aklına çare olmaz. Derviş olsan; aklın durmadıkça çare bulunmaz. Zihnini sakin tuttuğun kadar yaşayabilirsin. Bilincin tek hazinen, gönüllerde harcama. Aklın tek izahatı; başkalarını dinle, yargılarda boğulma. Bu soğukta da düşme üzerime, buz gibiyim."

Gürleyen dalga bulutlarla anlaştı ve büyümeye devam etti. Yaklaşamadım bir daha denize. Söyledikleri gerçeğin ta kendisi mi bilmiyorum ama içimde uyandırdığı bu sonsuz yangın hiç sönmeyecek. Akıllara düşen ne varsa bir gün yok olacak. İnat elde edebileceğinin bilindiği nadir anlarda ve süreçlerde canlı kalır. Delirmeden son bulmalı bu hayat. Unutmadan tutunmalı tüm hislere sıkıca. Bulduğum notlarda değil avucumun içindeki izlerden hatırladım kendimi. Ne ahmakmışım, ne istediğim ne olduğumu yok etmiş. artık ne ben benim, nede bu dünya dönüyor. Nasıl olsa canımız yanacak... Fotoğraf: Mehmet Kaan İLDİZ

 

Bizi Takip Edin

©2018 by Ahtar Edebiyat

bottom of page