
Yıpranarak ve dökülerek büyüdü tüm duygular. Tükenmenin sonsuzluğunda bir karşılık bulmaya çalıştı yaşam, yanıtsız kaldı. Kimsenin ne ile karşı karşıya olduğunu bilmediği bu yere biz kendimizi bildiğimizi zannederek geldik. Yanılmalar bir öğretiye dönüştüğünde anlam kazandı akıllarda yalnızca bir nefes olmak için. Fazlası, göremediklerimiz neden hep fazlası? Kaynağı yok hiçbir düşüncenin. Kökeni yok hiçbir anlam ilişkisinin. İnsana kadar insanın çıkardığı tüm anlamlar. Bir taşıyıcıyız tüm düşüncelere. Nereye vardığını ya da nereye varacağını bilmediğimiz bir hayat hamallığı rolü üstleniyoruz. Vagonlar, atlar, arabalar yalnızca yolu hafifletiyor. Yolun sonlanmasına hiçbir yolculuk müdahale edemez. Yaşamın sonlanmasına hiçbir yaşayış müdahale edemez. Zaman sürecin niyetinde saklı. Zamanın aklı ile mücadele ederken hiçlikte sıkışan insanlar kendini avutarak yarınları düşünüp bu günü unuttular. Öğrenilenin öğretisi unutulduğunda bir öğretici yol geçen hanına dönüşür. İnsan seferden sıkılınca öğretiye heveslenir. İnsan farklılığın akıl değiş-tokuşu ile sıradanlaştığını gördüğünde farklılığın kaynağını değersizleştirirse bir adım ileriye gidemez. Yolun neresinde olduğunun bir anlam ifade etmediğini anlayana dek ileri gidildiği düşünülür. Anlar anlaşılmak için sıra beklerken yarınlar bizi beklemez. Akılla sarılınmayan maneviyatlar bir yol çukuru. Saatler kulağımıza fısıldarken telaşı, beden aradı hareketinin niyetini. Boşluğa dökülen, boşa verilen bunca anlam artık kendine bir yer bulamadı. Taştı, sardı akılları. Dolaştı tüm bedenimizde, hissettirdi ve hatırlattı dışlandığı anı. Zihin uzarken her cümlenin sonrasında, boş verilenler sardı dört bir yanımızı ve biz yalnızca çırpınıyoruz her nefesimizde. Farz-ı misal zamanın lüzumsuz görülen bunca varlığı, hiçbir düşünceye ait değil. Zamanın içinde sıkışan insanlar, akıllarının oluşturduklarında takılı kaldılar. Zaman bir süreci barındırıyorsa akıla sıkışan tek gerçek bugündür. Bugüne sarılmak, insanın adlandırdığı anlamlara yine insanın ifadeleri ile inanmak, zaman gibi yok olmak gerekir.
Fotoğraf: Mehmet Kaan İLDİZ